Tüp Bebek Tedavisinde Başarıyı Artıran Uygulamalar

Tüp bebek tedavisi 40 yıldan daha uzun süredir, tüm dünyada doğal yolla gebelik elde edemeyen çiftlere uygulanmaktadır. Günümüzde uygulanan üremeye yardımcı diğer tedavilerle karşılaştırıldığında çok başarılı bir tedavi yöntemidir ve bu başarı şansı da her geçen gün artmaktadır. Çünkü tüp bebek tedavisi, her geçen gün yeni uygulamalar, iyileştirici çözümlerle desteklenmekte, en ciddi kısırlık vakalarında bile başarılı bir sonuç alabilmek mümkün olabilmektedir. Kadın kısırlığı ve erkek kısırlığında temel faktör olan pek çok sebep tüp bebek tedavisine yapılan destek uygulamalarda saf dışı bırakılabilmektedir. Örneğin; Preimplantasyon Genetik Tanı, CCS (Comprehensive Chromosome Screening – Genişletilmiş Kromozom Taraması), Destekli Yuvalama (Assisted Hatching, Blastokist Transferi, embriyo dondurma, Hidrosalpniks tedavisi, PRP, sağlıklı sperm seçimi için DNA fragmantasyon, menide hiç sperm olmaması durumunda Mikro TESE işlemleri ile tüp bebek tedavisinde başarı şansı artırılmaktadır.

  • Preimplantasyon Genetik Tanı (PGT)

Preimplantasyon Genetik Tanı (PGT), tüp bebek tedavisi için anne ve baba adayından alınan yumurta ve sperm hücreleriyle oluşturulan embriyoların, genetik analizlerinin yapılması, bu incelemeler sonucunda da sadece sağlıklı embriyoların anne adayına transfer edilmesi işlemidir. PGT sayesinde anne veya babada bulunan bir genetik hastalığın embriyoya aktarılıp aktarılmadığı tespit edilir ve genetik olarak normal olan anne babaya ait embriyoların kromozom sayıları incelenir.

Preımplantasyon Genetik Tanı (PGT) nasıl yapılır?

Klasik tüp bebek tedavisindeki gibi anne ve babadan alınan yumurta ve spermlerle oluşturulan embriyolar 3. günlerinde 6- 8 blastomerli hale gelir. Bu blastomerlerden 1 veya 2 tanesi alınarak, genetik analiz işleminin yapılacağı tüplere aktarılır ve inceleme yapılır.

Preımplantasyon Genetik Tanı (PGT) kimlere yapılır?

  • Tekrarlayan gebelik kayıpları yaşayan çiftler,
  • Tekrarlayan tüp bebek başarısızlığı sorunu yaşayan çiftler,
  • Aile üyelerinde X kromozomuna bağlı genetik bir sorun olan çiftler,
  • Otozomal çekinik kaynaklı bir hastalık taşıyan çiftler,
  • Otozomal baskın kaynaklı bir hastalık taşıyan çiftler,
  • Yapısal olarak kromozom bozuklukları taşıyıcısı olan çiftler,
  • HLA doku uyumlu kardeş bebek isteyen çiftler,
  • Anne adayının ileri yaşta olduğu çiftler

Yukarıda sıralanan özellikler dolayısıyla ya da başka bir sebeple embriyonun genetik bir problemin taşıyıcısı olabileceğinden şüphelenen çiftlerde tüp bebek tedavisi öncesinde Preımplantasyon Genetik Tanı (PGT) yapılması uygundur. Bu sayede genetik açıdan daha sağlıklı bir bebek sahibi olabilmek mümkün olabilir.

  • CCS (genişletilmiş kromozom taraması)

Tüp bebek tedavisi her ne kadar başarı şansı yüksek bir tedavi yöntemi olsa da yeni tekniklerle desteklendiğinde bu başarı şansı çok daha fazla artırılabilmektedir. Bu tekniklerden birisi olan Genişletilmiş Kromozom Taraması (CCS) özellikle de ileri yaştaki kadınların hamile kalma şansını artırmaktadır. Bu bağlamda tüp bebek tedavisi ile elde edilen embriyolar transfer edilmeden önce CCS (Comprehensive Chromosome Screening – Genişletilmiş Kromozom Taraması) yöntemi ile önemli kromozom anomalilerin saptanması için test edilmektedir. Bu amaçla embriyolardan yaklaşık 100 tane hücreden oluştukları blastokist evresinde örnekler alınır. Bu embriyoların her birinde anne ve babadan 23’er olmak üzere toplam 46 normal kromozom olup olmadığına bakılır. Genetik açıdan normal olduğu tespit edilen embriyolar anne rahmine transfer edilmeden önce işlem zamanında çözülmek üzere 1 -2 aylık süre boyunca dondurulmuş olarak saklanır. Embriyoların dondurulup saklandığı bu dönem, kadının daha önceki başarısız denemeler nedeniyle bozulan hormonsal dengesinin normale dönmesi için uygun süreyi tanımaktadır. Bu sayede hem kromozomsal açıdan normal olan embriyolar seçilmiş hem de anne adayının hormon dengesi olması gereken seviyeye gelmiş olacağında, gebeliğin gerçekleşme olasılığı da artmış olur.

  • Destekli yuvalama (Assisted Hatching)

Kısırlık sebebiyle tüp bebek tedavisine başvuran çiftlerin yarısından fazlasında aslında embriyo gelişebiliyor, ancak gebelik elde edilemiyordur. Bu tür bir durumda döllenme olmasına rağmen gebelik oluşmamasının sebebi büyük bir ihtimalle embriyonun rahme yerleşme, tutunabilme aşamasında sorun olmasıdır. Çünkü embriyonun rahim içine transfer edilmesinden sonra rahim içinde birbirini takip eden birçok olay gelişir. Embriyo rahim içinde bölünmeye, gelişmeye ve büyümeye devam etmektedir. Embriyolar belirli gelişime ulaşınca kendini çevreleyen zarı (zona pellusid) yırtarak endometrium adı verilen rahim içindeki dokunun daha derinlerine yerleşir ve büyümeye devam eder. Bazı vakalarda gebeliğin oluşmamasının en önemli nedeni olarak, embriyonun bu zarı yırtamaması, dışarı çıkamaması ve bundan dolayı da rahim duvarına yerleşememesi bilinir. İşte bu sorunu çözmek için de; embriyoyu çevreleyen bu zarda embriyo transferi işlemi öncesinde kimyasal veya mekanik yöntemlerle embriyo zarına küçük bir delik açarak embriyonun bu zarı yırtması ve rahim duvarına yerleşmesi sağlanır. Zarını yırtıp dışarı çıkamadığı için rahme tam olarak yerleşemeyen embriyonun bu işlem sayesinde zarından çıkabilmesi ve gebeliğin oluşması mümkün olabilir.

  • Blastokist transferi

Tüp bebek tedavisinde başarılı olabilmek için mümkün olan en kaliteli ve en canlı embriyonun seçilerek rahme transfer edilmesi önemlidir. Bu bağlamda en kaliteli embriyoyu seçme kriterlerinden birisi de embriyonun laboratuvar ortamında daha uzun süre dayanabilmesi, canlılığını koruyabilmesidir. İşte bu hususta da blastokist transferinden bahsedilir. Günümüzde embriyo canlılığını laboratuvar ortamında daha fazla uzatacak teknikler uygulanmakta ve buna bağlı olarak tüp bebek merkezlerinde daha yüksek gebelik oranlarının elde edildiği 5. ya da 6. gün transferleri yapılabilmektedir. Blastokist transferi adı verilen bu aşama da embriyonun anne adayının rahmine tutunmadan önce ulaştığı en son aşamadır. Blastokist transferi sayesinde; gelişim ve rahme tutunma yetisi daha iyi olan embriyolar seçilebilir, canlılık derecesi en yüksek olan daha az sayıda embriyo transfer edilir ve çoğul gebelik riski azalır, embriyo gelişimi daha iyi izlenebilir.

  • Embriyo dondurma

Üreme hücreleri yaşla, hastalıklarla, ilaçlarla, sağlıksız yaşamla kalitesini ve gebelik için şansını kaybedebilmektedir. Canlılığını yitiren üreme hücrelerinden elde edilen embriyoların da kalitesi düşük olacağından, gebelik gerçekleşme şansı azalır. Bu tür riskleri en aza indirebilmek için de yumurta ve sperm hücreleri de, bunlardan elde edilen embriyoların da dondurulabilmesi mümkündür. Tüp bebek tedavisinde başarı şansını artırmak için de ileri döneme ertelenen gebelik istemlerinde hücrelerin dondurulması en doğru yaklaşım olur. Bununla birlikte tüp bebek tedavisinde çoğul gebelik riskini de en aza indirmek için en fazla iki embriyo transfer edilir. Bu sebeple de eğer laboratuvarda ikiden fazla embriyo elde edildiyse bunların dondurulması, hastaya hem ekonomik hem de psikolojik açıdan avantaj sağlamaktadır. Dondurulan bu embriyolar rahme transfer edileceği zaman kadının herhangi bir tedaviye ihtiyacı kalmaz. Embriyo dondurma işleminde kullanılmaya başlanan Vitrifikasyon (hızlı dondurma) yöntemi ile başarı şansı daha da artmıştır. Dondurularak saklanan embriyoları da çiftler istediği zaman kullanabilirler.

  • Hidrosalpinks (tüplerde sıvı birikmesi) tedavisi

Tüp bebek tedavisine başvuran kadınların pek çoğunda tüplerde yapışıklık, tıkanıklık, sıvı birikmesi (hidrosalpinks) gibi sorunlar olabiliyor. Tüp bebek tedavisi yapılacaksa da öncelikle tüplerde biriken sıvının alınması gerekir. Çünkü hidrosalpinks, daha önce geçirilmiş bir enfeksiyon sonucu kadının tüplerinde oluşan sıvı birikimi ve bu tür bir sorun tedavi sürecini olumsuz etkileyebilir. Anne adayının tüplerinde sıvı olması; gebelik, embriyonun tutunması ve canlı doğum şansını azaltmaktadır. Aynı şekilde gebelikte düşük yaşanma riskini de iki katına çıkarır.

Hidrosalpinks sorunu da tüp bebek tedavisi öncesinde; salpingektomi (tüpün tamamen alınması), tüplerin bağlanması, Transvajinal Aspirasyon (biriken sıvının vajina yoluyla emilmesi) gibi yollarla tedavi edilebilmektedir.

  • PRP ile yumurtalık gençleştirme, rahim zarını olgunlaştırma

PRP (platelet rich plasma), hastadan alınan kanın çeşitli ayrıştırma işlemlerinden geçirilerek trombositler bakımından zengin bir kan ürünü elde edilmesi ve bunun hastanın iyileşmesi, gençleşmesi, canlanması istenen bölgesine yeniden verilmesi işlemidir. Tüp bebek tedavisinde ve doğal yolla gebelik denemelerinde de başarısızlığa sebep olan yumurtalık yaşlanması ve de rahim zarının embriyoyu tutabilecek kadar kalınlaşamaması sorunlarına PRP ile çözüm bulunabilir. Yumurtalık yaşlanması sorunu yaşayan, menopoza giriş evresinde olduğu için hiç aktif yumurtası kalmayan, yumurtalıklarındaki az sayıda yumurtanın artık pasif hale geçtiği vakalarda hastanın kendi kanından elde edilen büyüme hücreleri açısından zengin kan ürünü yumurtalıklara verilir. Bu işlemle yumurtalıklarda canlanma, gençleşme sağlanır ve yeniden canlı yumurta hücresi bulmak mümkün olur.

PRP uygulamasının tüp bebek tedavisinde bir diğer kullanım alanı olan rahim zarı kalınlaştırma ise, yine kadının kendi kanından elde edilen trombositler bakımından zengin kanın rahim zarına enjekte edilmesi şeklindedir. Rahim zarı yeterince kalınlaşmadığı için embriyo tutunamayan, gebelik elde edilemeyen kadınlarda rahim zarı kalınlaşarak embriyonun tutunup beslenebileceği hale getirilir.

Erkek kısırlığını tedavi amaçlı yapılan uygulamalar

Kısırlık vakalarında kısırlığa sebep olan faktörlerin yaklaşık % 40’ı erkekten kaynaklanmaktadır. Erkeklerde; doğumdan gelen ürogenital anomaliler (en sık rastlanan inmemiş testis), kanser türleri, ürogenital enfeksiyonlar, varikosel (testis damarlarında anormal genişleme), hormonsal bozukluklar ve genetik anomaliler gibi sorunlardan dolayı kısırlık olabilir. Erkek kısırlığı vakalarının % 30 -40’ında ise problemin sebebi bulunamayabilir. Bu tür bir durum ise “idiopatik erkek infertilitesi” olarak adlandırılır.

Erkek kısırlığından şüphe edilen vakalarda, erkeğin üroloji uzmanı tarafından muayenesi ile anatomik bozukluklar teşhis edilir, testosteron azlığı gibi kısırlıkla birlikte en sık olarak görülen hormonsal bozukluklar veya testis tümörü gibi hastalıklar erken dönemde teşhis ve tedavi edilebilir.

  • Sağlıklı spermlerin seçimi için DNA fragmantasyon testleri

Erkek kısırlığından şüphe edilen vakalarda sperm tahlilleri çok önemli bir yer tutmaktadır. Sperm tahlilinde sperm sayısına (en az 20 milyon olması gerekiyor), sperm hareketliliğine (en az % 50’si ileriye doğru hareketli olmalı) ve spermlerin morfolojisi, yani şekli, görünümüne bakılır. Bunların yanında spermlerin DNA’sının incelenmesi de önemli bir belirleyici nokta olmaktadır. Çünkü DNA’da bulunan bozukluklar, hem yumurtanın döllenmesinin engellenmesine hem de gerçekleşen gebeliğin düşükle sonlanmasına yol açabilmektedir.

Klasik tüp bebek tedavisinde sağlıklı spermler genellikle döndürme ya da yüzdürme yöntemiyle seçiliyor. Ama bu işlemler spermlere kısmen de olsa zarar verebiliyor. Bu sebeple de spermlerin doğal ortamlarındakine benzer bir şekilde seçilmesi mantığıyla geliştirilen “mikroçip” (sperm çip veya mikro akışkan çip) yöntemi, mikro akışkan sıvı teknolojisi bir bu hususta başarıyı artırıyor. Mikroçip yöntemi sayesinde özellikle en kaliteli ve en sağlıklı spermleri bulmak mümkün olabiliyor.

  • Menide hiç spermi olmayanlara mikro TESE yöntemi

Erkek kısırlığı sebeplerinden birisi olan azoospermi, menide hiç sperm bulunmaması sorunudur. Bu soruna neden olan faktörler ise; testiste sperm üretiminin zayıflaması ya da sperm üretimi devam etmesine rağmen testis kanallarının doğuştan olmaması veya tıkalı olmasıdır. Bu tür vakalarda hasta muayene edilir ve hormon incelemeleri yapılır. Testis dokusundan cerrahi yolla sperm arama işlemi olan mikro TESE operasyonu ile sperm bulunabilir. Bu şekilde elde edilen spermlerle de tüp bebek tedavisi yapılabilir.

Leave A Comment

Create your account